İstanbul’un en değerli bölgelerinden biri olan Levent’te, Merkez Bankası’na ait arsa üzerinde başlatılan cami inşaatı kamuoyunda yeniden tartışma konusu oldu. Beşiktaş Rumelihisarı Mahallesi sınırları içinde yer alan 981 ada 72 parsel üzerindeki projeye ilişkin detaylara ulaşıldıkça, imar planları, ruhsat prosedürleri ve çevresel etkiler yeniden gündeme taşındı.
Konuyu vatandaşların ihbarı üzerine araştıran basın mensupları, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İstanbul Mahalli Çevre Kurulu tarafından 4 Şubat 2020 tarihinde alınan karara ulaştı. Karara göre, “Levent Camii Projesi Yapım İşi” kapsamında 4 Şubat 2021 tarihine kadar 19.00 – 07.00 saatleri arasında çalışma izni verildiği ortaya çıktı. Bu karar, bölge halkı açısından hem gürültü hem de gece inşaatı uygulamaları nedeniyle soru işaretlerine neden oldu.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi, 17 Mayıs 2018 tarihinde alınan meclis kararı ile söz konusu arsayı “dini tesis alanı” olarak imara açtı. Bu karar alınırken Merkez Bankası’nın itirazda bulunduğu ancak AK Parti yönetimindeki İBB Meclisi tarafından bu itirazın göz ardı edildiği iddia ediliyor. Projenin büyüklüğü, cami dışında başka yapıların da inşa edilip edilmeyeceği konusundaki şeffaf olmayan tutum, kamuoyunda “rant” endişelerini beraberinde getiriyor.
Projeyle ilgili detaylar da oldukça dikkat çekici. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından geçen yıl düzenlenen cami tasarımı yarışmasına jüri üyesi olarak katılan bir mimarın, bu projede yer aldığı öğrenildi. Ancak projenin sorumlusu olduğu belirtilen şahıs, gazetecilerin sorularını yanıtlamaktan kaçınarak, kendisine nasıl ulaşıldığını sorgulamakla yetindi. Müteahhit firmaya ulaşılamadığı için projenin hangi aşamada, hangi bütçeyle ve hangi ihale usulüyle yürütüldüğü de belirsiz.
Deprem riski yüksek olan İstanbul’da, uzmanlar her fırsatta toplanma alanlarının, parkların ve yeşil alanların önemine dikkat çekerken, Levent gibi gökdelenlerin gölgesinde kalan bir boş alanın da “cami projesi” adı altında yapılaşmaya açılması eleştiri konusu oldu.
Bu arsa, olası bir depremde bölge halkı için toplanma alanı olabilecekken, artık bu işlevini yitirmiş durumda. Kentin hava sirkülasyonu, afet planlaması ve sosyal alan gereklilikleri göz önüne alındığında, şehircilik ilkeleriyle çelişen bir gelişme olduğu belirtiliyor.
Bir diğer dikkat çekici konu ise Merkez Bankası’nın İstanbul’daki bazı birimlerini Ümraniye’de kiralık bir binaya taşıması. Her ay on binlerce lira kira ödeyen banka, bir yandan İstanbul’un en değerli arsalarından birinde söz sahibi görünse de, fiilen inşaatın dışında tutulmuş durumda. Geçtiğimiz yıllarda Merkez Bankası’nın 41 milyar TL’lik yedek akçesinin Hazine’ye devriyle başlayan tartışmalar, bu arsa üzerinden devam ediyor.
Kamunun malı olan ve kamu bankasına ait bu arsanın üzerinde inşaat izninin hangi yetkiyle verildiği, hangi mevzuata dayanarak ruhsatlandırıldığı ise hala netlik kazanmış değil.
Gözlemlenen süreçte:
Yerel halkın ve çevre derneklerinin görüşü alınmadı.
Projenin çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) süreci kamuoyuna açık yürütülmedi.
Merkez Bankası gibi bir kamu kurumunun itirazları dikkate alınmadan imar planı onaylandı.
Proje detayları, şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşılmadı.
Bu durum hem şeffaflık ilkesine hem de imar hukukuna aykırılıklar içeriyor.